***Sektöre nasıl giriş yaptınız?
Çekirdekten. Ben aslında ‘İşletme’ kökenliyim. Gazetecilik, dergicilik, radyoculuk, sonra bir televizyon kanalında muhabirlik, uzun bir süre, bugün de “Sıradışı” adında bir program yapıyorum.
***“Sıradışı” programınızda bugüne kadar ele aldığınız en sıradışı konu neydi ve en sıradışı konuk kimdi?
Bu, en zor soru. Çünkü bir tane değil, birden fazla. Mesela, Cemil İpekçi’yi konuk etmiştim ve “Kadın olsam baş örtüsü takardım.” demişti. Aklıma gelenleri söyleyeyim; çünkü 4 seneyi aşkın süredir bu programı yapıyorum. Nihat Doğan gelmişti. “Benim ülkemin koyunları bir başka bakıyor.” demişti. Hatta o slogan daha sonraları reklam amaçlı kullanılmıştı. Bunların hepsi bu programda gerçekleşti. Mesela Özdemir Erdoğan gelmişti. O da “Eşim mason olduğu için ondan boşandım.” demişti. Bilal Göregen gelmişti, ilk kez Sıradışı’nda programa çıkmıştı, ondan sonra yarışmalara katıldı. Türkiye’nin tanıdığı, sevdiği bir isim olmuştu. Bunlar bir çırpıda söyleyeceklerim…
***Peki gönlünüzde yapmak istediğiniz program “Sıradışı” mıydı, yoksa farklı bir şeyler vardı da bu mu oldu?
“Sıradışı”ydı. Onun da nedenini şöyle açıklayayım. Ben kendimi övme adına söylemeyeceğim bunları, ama her mesleğin bir sorumluluğu var. Gazeteciliğin de bir sorumluluğu var. Ben bir gazeteci olarak, aynı zamanda kitabım da var, bir sorumluluk bilinciyle mesleğimi yaparım, herkesten de bu bilinçle mesleğini yapmasını beklerim. Size de belki bunu öğrettiler, bu Türkiye’de uzun yıllardır hakim olan bir anlayış. O da şu, çok basit bir felsefe, köpek adamı ısırırsa haber değil, adam köpeği ısırırsa haber anlayışı var. Ben yıllardır bunu yıkan bir felsefe uyguluyorum. Şimdi ben bunu reklamcılık açısından önemli bir şey gibi görebilirim belki; tersten bakış filan. Ama bu işin özü şu: eğer siz bu kuralı özendirici şekilde ortaya koyar ve gazeteciliği bu işin üzerinden yaparsanız, kendinize köpeği ısıracak bir sürü adam bulmak zorundasınız ki haber olsun. Bana göre bir adamın köpeği ısırması haberlik değil, tımarhaneliktir. Delidir ve haber değeri de taşımaz. Bu çerçeveden baktım, bu sorumlulukla bu programı yapıyorum. Benimki bir haber programı, bir aktüalite programı, bir sosyal sorumluluk programı. Ben bir programda, Türkiye’de ilk kez yapılan bir şey, “camı açın, sokağa para atın” çağrısı yaptım. Sadece Türkiye’de değil, dünyada karşılık bulmuş. Mail’lerden bunu anlayabiliyoruz, o dönem tartışma bile olmuştu. Düşünebiliyor musunuz, bu ülkede eskiden sabah yola çıktığınızda kıyıda, köşede, çocukluğumuzu hatırlayalım, 50 kuruş 1 lira, mutlaka bir para bulurduk. Şimdi bulamıyoruz. Paraya o kadar çok değer veriyoruz ki, kuruşu kuruşuna saklıyoruz. Düşünsenize erkeklere bile bozuk paralar için ufak cüzdanlar çıktı. Yani “atın sokağa bir bulanın işine yarasın, sevinsin” düşüncesiyle binlerce insan camlarını açıp sokağa para attı. Almanya, Fransa, Belçika… Bir başka programda da, borçluların çok olduğu bir ülke düşünürseniz, tabi alacaklıların da çok olduğu bir ülke, diyelim birinin size borcu var. Açın dedim telefonu, arayın o kişiyi, deyin ki, hani senin bana borcun vardı ya, artık yok. Binlerce kişi bunu yaptı. Yanılmıyorsam yaklaşık 250 bin liralık bir borç sildirdik. Bu habercilik midir? Evet haberciliktir. Mesela sıcak gündeme dair söyleyeyim; terörü, ergenekonu, balyozu, trafik kazalarını, nevruzu, siyasi gelişmeleri masaya yatırıp program yaptığımız gibi. Mesela %99 ‘u Müslüman olan bir ülkede yaşıyoruz. Okusun, okumasın istisnasız çoğunun evinde Kur’an-ı Kerim vardır. Kiminin çeyizindedir, kiminin duvarındadır vs. Mesela orada bir kıssa var, Süleyman peygamber Belkıs’ın tahtını, bir saniye gibi bir sürede, yanında ilim bilen birisi varken kendi yanına getirdi. Bugünün bakışıyla Kur’an orda ışınlanmadan söz ediyor. Yani çok teknolojik bir şeyden söz ediyor; bir madde ışınlanıp başka bir yere geliyor. Şimdi, bu bir haberdir. Herkesin elinin altında bulunan Kur’an-ı Kerim’in böyle bir olaydan bahsetmesi bir haber değeri taşır. Yani, üzerine focus yapılması gerekir. Ben de bunu yapıyorum. “Sıradışı”nın farkı bu. Göz önünde olmayan şeyleri gözler önüne sermek, konuşulmayanı konuşmak.
***Muhabirlik döneminizde siz Ahmet Hakan’ın Kanal 7’de olduğu dönemde vardınız. Ahmet Hakan’ın döneminde Kanal 7’yi nasıl buluyordunuz? Sonrasında neler değişti?
Ahmet Hakan da ben Kanal 7’de habere başladığımda muhabirliği yeni bırakmıştı, haber müdürü olmuştu. Biz sağlam bir ekiptik, çok değerli arkadaşlarımız vardı. Her biri farklı mevkilerde şimdi. O ekip çok iyi işler yaptı, Ahmet Hakan da tabiki. Fakat o ekibin önünü Kanal 7 asla kesmedi. Hatta önünü açtı. Biliyorsunuz Sıradışı, Ülke TV’de yer alıyor; kardeş kanallar. Ben Kanal 7’den Ülke TV’ye transfer oldum. Bu anlamda Kanal 7 yöneticilerine geniş ufukları sebebiyle teşekkür etmek lazım. Ama ben bir değersem, benim olmadığım yerde bir değer eksikliği vardır gözüyle bakıyoruz. Bizim artık Kanal 7’yle bir alakamız yok, biz başka bir kurumuz, onlar başka bir kurum. Başarılı işler yapıyorlardı, ama ben kendi penceremden bakıyorum, size de bunu tavsiye ederim. Ben bir değersem ve orda yoksam artık, orda bir eksiklik vardır. Bu megomanlık değildir.
***Haberci kimliğiniz göz önüne alındığında, örnek aldığınız biri var mı?
Vaktiyle etkilendiğim isimler olmuştu. Oğuz Aksever bunlardan biridir, üslubu itibariyle örnek aldığım isimlerden biriydi. Ama meslekteki doğru ve kaliteli işler yapan her büyüğümüz bizim için örnek aldığımız insanlardır. Mehmet Ali Birand’dan da çok şey öğrenmişizdir, diğerlerinden de…
***Türkiye’de haber muhabirleri genelde ikinci planda. İyi bir haber yakalandığında genelde TV’ler sahipleniyor bu durumu. Muhabirlere gereken değerin verildiğini düşünüyor musunuz?
Bu sektör acımasız bir sektördür. Bu sektörde var olmanın tek şartı yarın daha iyi bir işle ortaya çıkmaktır. Şimdi haber atlatma denen bir olgu var. Eğer güncel kalmak istiyorsanız yarın daha iyi bir iş ortaya koymalısınız. Hal böyle olunca yarın senden daha iyi bir iş yapanı bulurlarsa onu ön plana çıkarırlar. Şimdi ben muhabirlikten geldim, sokaktan geldim, ben sokakta iyi işler yaptım, ekranda da iyi işler yapmak zorundayım ve yapıyorum. Sakın ola ki şöyle algılanmasın, muhabirlik bu işin başlangıcı, biraz daha ilerleyince programcı oluyorsunuz, böyle bir şey yok. Mesela Kanal D’nin Ankara muhtarı var, Erhan. Çok başarılı ama hala muhtar, muhabir. Orada Erhan olmazsa olmaz. Siz bir değerseniz değerinizi biri fark etmezse, bir başkası fark eder. O değeri elde ederseniz.
***TV programında başınıza gelmesinden en çok korktuğunuz şey nedir?
Ben mizaç itibariyle, hayata bakış açısıyla çok rahat bir insanım. Bugüne kadar hiç kimse bana “Turgay Bey” diye hitap etmedi. Yavrum evladım diye sarıldı, yaşı benden küçükse “Turgay abi” diye sarıldı. Niye? Ekrandaki rahatlığım. Kafama bir şey düşüp de ölmeyeyim, onun dışında hiçbir şey umrumda değil. Birisi ters bir laf mı etti, o an orada gereğini yaparım hiç öyle bir endişe duymam.
***Uzun süredir bu medya grubunda çalışıyorsunuz Kanal 7 ve Ülke TV’ de değişen ve değişmeyen şeyler nelerdir?
Burada değişmeyen tek bir şey var, o da ilkeler. Hiçbir güç, hiçbir iktidar, dünyevi hiçbir kudret buradaki ilkeleri değiştirmemiştir. Hiçbir baskı, hiçbir tehdit buradaki ilkeleri değiştirememiştir. Aslolan da budur, ilkelerin değişmemesi. Şunu herkes bilmelidir ki bu grupta habercilik ticari bir kaygıyla yapılmaz. Türkiye bir darbeler ülkesidir. Bu grup bu zamanlarda dahi en dik duran kurum olmuştur. O zamanlar birçok gazeteci arkadaşımız yazamaz hale geldiklerinde bile bu kurum o arkadaşlarımıza kucak açmıştır. Dışarıdan ön yargıyla bakanlar bu kurumun tekdüze, tek tip bir yer olduğunu zannederler. Oysa, bu kurumda yabancılar, katı katolik hristiyanlar, alevi kardeşlerimiz, sosyalistler, komünistler, tanrı tanımaz ateistler… Bu kurumda hepsinden görürsünüz ve hepsi çalışmalarına devam ederler. Kimse kimsenin kimliğine bakıp hareket etmez bu kurumda.
***İş hayatınız dışında nasıl bir sosyal hayatınız vardır?
Kitap yazıyorum, okumalarım oluyor. Eğer siz gündemi takip etmezseniz,yeni çıkanları görmezseniz, buna film dahil yeni çıkan bir albüm dahil geri kalırsınız. Buna sosyal hayat denirse öncelikle bunları yapıyorum. Bunların yanında gün içerisinde kendime şuursuz bir alan oluşturuyorum. Bundan kasıt, 3 -4 gazeteci bir yere gidip okey oynamak mesela ya da o an düşündüğüm bir mekana gidip “lagara lugara’’ yapmak. Her şeyden soyutlanmak, rahat bir hayat sürmek. Gezmek, davetleri falan saymıyorum bunların yanında bunlar iş oldu artık. Bir gazetecinin hayatı güne başladığı andan itibaren sosyal bir hayattır.
***Sektörde başarılı yada başarısız bulduğunuz proğramlar var mı?
Bu en zor soru, sektörde dediğiniz zaman bizim yarın bir araya gelip çay içeceğimiz insanlar var. Benden isim vermemi beklerseniz, bu bir korku, çekinme kaynaklı bir isim vermeme değildir. Sonuç olarak insanın başarısız arkadaşları olamaz mı, saçma sapan sapan program yapan arkadaşları olamaz mı; olabilir. Kimi göğsündeki kılları saydırarak gündeme gelir, kimi avazı çıktığı kadar bağırarak gündeme gelir; ama ben bunlardan uzağım. Alkol kullanmıyorum ama elime bir kadeh alıp bir iki arkadaşa haber verip, haber olabilirim ya da gömleğimin 3 düğmesini açıp bir ‘’kadın muhabire’’,eline de bir büyüteç verip daha ilerisini yaptırabilirim yani ama bunlar iş değil. Çok başarılı insan yok ekranlarda malesef. En kolay olanını yapıyorlar. İki kişi üç kişi ekrana çıkartıp bunlara horoz dövüşü yaptırıyorlar. Birbirlerine bağırıyorlar, çağırıyorlar, kavga ediyorlar. Belki reyting ölçen aletin scalası tavan yapıp vuruyor iniyor bilemiyorum ama yeküne baktığınız zaman hiç kimseye bir şey vermemiş oluyorsunuz. Benim reytinglerim çok iyi. Kimseyi de kavga ettirmiyorum. Dört yıldır bu programı yapıyorum ve haftada dört gün ekrana çıkıyorum. Ve kavga ettirmeden, bağırtmadan, horoz dövüşü yaptırmadan nasıl reyting alınır ben bunu başarıyorum, zoru başarıyorum. Ben savaşa gittim muhabir olarak,çatışma içine de girdim, yangına da gittim, cinayete de gittim. Sanatçıların bir sözü vardır ya sahnenin tozunu yutup da geldi diye,ben sahnenin tozunu yutup da geldim tabiri caizse.
*** Bilinmeyen taraflarınız var mıdır?
Vardır, bunu da ilk kez paylaşacağım, öngörülerim çok kuvvetlidir. Örneğin birçok şeyi önceden fark edebilirim. Fark ettiğimde de çevremdeki “kelli felli’’ insanlara açar söylerim, bazen Twitter’da paylaşırım. Haftaya şöyle olacak, 15’ine kadar şöyle bir durum var gibi. Bu herhalde duyargalarımın fazla açık olmasıyla ilgili bir şey. Ortamda sinyaller var ve benim “receiver” da bunları çözebiliyor. Birinci dereceden yakınlarımla ilgili öngörüde bulunmam. İsimler üzerine iyi bir zihin arşivim vardır yoksa bu bir medyumluk değil asla. İnandığım değerler bunu bana yasak kılmıştır. İsimler ve yüzlerini de görmem lazım; şaşırtıcı analizler yapabilirim o kişiler üzerinde.
***Ülke Tv’nin yayın politikası hakkında bilgi verir misiniz?
Ülke TV bu ülkenin bir televizyon kanalı. Ülke TV hakkında tek birşey söylemek gerekirse, her daim, her şartta onurlu bir dik duruş sergileyen ve bunu başaran bir kanaldır. Tek kelimeyle, onurlu bir dik duruş.
*** MedyaAlemi hakkında ki düşünceleriniz nedir?
Ulaşmaya çalıştığınız ve ulaştığınız, yaptığınız röportajlar sizin ufkunuzun genişliğini gösteriyor, doğru yoldasınız. Bu mantıkla yaptığınız işlerin yekününü bu sitede görmek mümkün olacağa benziyor. İyi bir siteye benziyor.
Röportaj : Nihal Karaman & Ahmet Fatih Sanan
Çözümleme : Nihal Karaman & Ahmet Fatih Sanan
Fotoğraf : Ahmet Kemal Sürmeli
















